Yüze yakın 3000 metre üstü dağ tecrübem var; ama hâlâ kendime “dağcıyım” deme konusunda mesafeliyim.
Türkiye’deki tüm yüksek dağlara birden çok çıktım. Ayrıca bazı yurt dışı dağlara çıkma fırsatım oldu. Yaklaşık 19 yıldır da doğa yürüyüşleri yapıyor, elimden geldiğince insanlarla bu deneyimi paylaşmaya ve birlikte yürümeye çalışıyorum.
Son Ağrı Dağı kazasından sonra çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Ben de nacizane, yıllar içinde edindiğim bazı tecrübeleri kendi adıma kısaca not düşmek istedim. Bunları ne bir iddia ile ne de kimseye dağcılığı öğretme amacıyla yazıyorum. Haddim de değil. Yazacaklarımın tamamı, yalnızca sahada yaşayarak öğrendiğim kişisel tecrübelerim ve çıkarımlarımdır. Eksik olabilir. Her katkıyı kendime tecrübe sayarım.
Dağcının Altın Kuralları
Dağda güvenliğin ilk şartı, daha yola çıkmadan önce zihinsel olarak doğru bir çerçeve kurmaktır. Çünkü dağ, affetmeyen bir öğretmendir. Küçümsendiğinde cezalandırır, hafife alındığında şaşırtır, ihmal edildiğinde ise bedel ödetir. Bu nedenle dağ kazalarını önlemek için temel bazı altın kurallar vardır. Bu kurallar, sadece birer teknik öneri değil, aynı zamanda dağ ahlakının özüdür.
1. Kimle gidersen, onunla inersin
Dağda ekip olmak, birlikte başlayıp birlikte tamamlamaktır. Bu ilke, dağcılığın en temel güvenlik prensiplerinden biridir. Çünkü dağ faaliyetleri bireysel kahramanlık alanı değil, kolektif sorumluluk alanıdır. Bir ekipte herkes birbirinin güvenliğinden dolaylı olarak sorumludur. Başlangıçta birlikte hareket edip zorluk arttığında bireyselleşmek, grubun güvenlik zincirini kırar.
Birlikte çıkılan bir faaliyette biri yavaş kalabilir, biri yorulabilir, biri moral kaybı yaşayabilir, biri teknik olarak zorlanabilir. Tam da bu yüzden ekip olunur. Dağda güçlü olanın görevi yalnızca ilerlemek değil, geride kalanı da aşağıya güvenle indirebilmektir. Dağcılıkta başarı sadece zirveye çıkmakla ölçülmez; herkesin sağ salim dönmesiyle ölçülür. Bir dağ faaliyetinin gerçek başarısı, fotoğrafla değil dönüşle anlaşılır.
2. Egolu liderin arkasına takılma
Dağda liderlik çok değerlidir; ama her liderlik güven vermez. Egolu lider, çoğu zaman doğayı değil kendi imajını yönetmeye çalışır. Böyle bir lider, riskleri küçümseyebilir, grubu dinlemeyebilir, uyarıları dikkate almayabilir, geri dönüş kararını bir başarısızlık gibi görebilir. Oysa dağda en tehlikeli şeylerden biri, tecrübeyi tevazuyla birleştiremeyen kişidir.
Gerçek lider, bağıran, gösteriş yapan, sürekli kendini ispat etmeye çalışan kişi değildir. Gerçek lider; gözlemleyen, gerektiğinde vazgeçen, gerektiğinde geri dönen, gerektiğinde grubun en zayıf halkasına göre tempo kuran kişidir. Egolu liderin peşinden giden grup, çoğu zaman dağın şartlarını değil, liderin psikolojisini taşımak zorunda kalır. Bu da kazaya açık bir yapı doğurur. Bu nedenle lider seçimi, rota seçiminden daha az önemli değildir.
3. Lider ne derse odur
Dağda demokrasi sınırsız bir tartışma ortamı demek değildir. Faaliyet sırasında karar birliği esastır; son söz liderindir. Bunun sebebi otoriterlik değil, kriz anında dağınıklığı önleme ihtiyacıdır. Çünkü dağda zamanında alınmayan ya da dağılan karar, hava kadar öldürücü olabilir.
Liderin kararı bazen zirveden vazgeçmektir, bazen dönüşü erkene almaktır, bazen rotayı değiştirmektir, bazen de dinlenme süresini uzatmaktır. O anda gruptan bazı kişiler bunu gereksiz, abartılı ya da moral bozucu görebilir. Fakat eleştiri yapılırken unutulmaması gereken şey şudur: Aşağıya sağ salim inmeni sağlayacak kişi yine odur. Dağda lider, sadece yön gösteren kişi değil; aynı zamanda risk analizi yapan, grup psikolojisini yöneten ve son sorumluluğu taşıyan kişidir. Tartışma uygun zamanda yapılabilir, ama kritik anlarda karar dağılmamalıdır.
4. Bir kişinin hatası düzeltilir; herkes hata yaparsa karmaşa olur
Dağda hata kaçınılmazdır. Yanlış tempo ayarlanabilir, yanlış rota yorumu yapılabilir, bir ekipman unutulabilir, zaman planlaması sarkabilir. Fakat güvenli ekip ile tehlikeli ekibi ayıran şey, hatanın hiç yapılmaması değil, hatanın nasıl yönetildiğidir.
Bir kişinin yaptığı hata fark edilir ve düzeltilirse ekip yoluna devam eder. Ama herkes aynı anda kendi doğrusunu uygulamaya başlarsa, karmaşa doğar. Kimisi “şuradan gidelim” der, kimisi “bu havada bir şey olmaz” der, kimisi “ben dayanırım” diye tempo bozar, kimisi “bir şey olmaz” diyerek emniyeti gevşetir. İşte bu çok seslilik, dağda özgürlük değil çözümsüzlük üretir. Dağ ortamında güvenlik için belli bir disiplin gerekir. Hata tekil olmalı ve hızla düzeltilmelidir; kolektif savrulmaya dönüşmemelidir.
5. Grup, zorunlu olmadıkça asla bölünmez
Dağ kazalarının önemli nedenlerinden biri grup bölünmesidir. Hızlılar öne gider, yavaşlar geride kalır, birileri kestirme arar, birileri zirveye oynar, birileri dönüşe geçer. Kısa süre sonra aynı faaliyet içinden birden fazla küçük, zayıf ve kırılgan grup çıkar. İşte risk burada başlar.
Bir grupta birden fazla yetkin lider yoksa bölünme büyük tehlikedir. Çünkü bölünen grubun biri çoğu zaman rehbersiz, kararsız veya desteksiz kalır. Olası bir düşme, kaybolma, hipotermi, sakatlanma veya yön kaybında yardım kapasitesi azalır. Ayrıca iletişim zayıflar; bir grubun başına geleni diğer grup geç fark eder. Dağda birlik yalnızca moral değil, aynı zamanda güvenlik unsurudur. Bu nedenle grup keyfe göre değil, ancak zorunlu ve planlı durumlarda, yeterli liderlik ve donanım varsa ayrılmalıdır.
6. Dağda her zaman bir GPS’in olacak
Yön duygusu kıymetlidir ama teknolojiyle desteklenmeyen güven eksiktir. Harita bilgisi, pusula bilgisi ve arazi okuma becerisi elbette vazgeçilmezdir. Fakat günümüz koşullarında GPS, güvenliğin önemli araçlarından biridir. Özellikle sis, tipi, gece, orman içi geçişler, iz kaybı, patika belirsizliği ve kış koşulları gibi durumlarda konum doğrulama hayati olabilir.
Ancak burada kritik nokta şudur: GPS taşımak yetmez; onu kullanmayı da bilmek gerekir. Cihazın şarjı, yedek enerji kaynağı, offline harita yüklemesi ve koordinat okuma bilgisi ihmal edilmemelidir. Teknoloji, bilgiyi tamamladığında faydalıdır; bilginin yerine geçtiğinde yanıltıcı olur. Bu nedenle GPS, dağdaki aklın yardımcısıdır; aklın yerine geçen bir konfor aracı değildir.
7. Dağın büyüğü küçüğü yoktur
Birçok kaza, büyük ve meşhur zirvelerde değil; “kolay”, “basit”, “kısa”, “alışıldık” denilen rotalarda olur. Çünkü insan zihni küçümsediği yerde dikkatini azaltır. Oysa her dağ ciddiyet ister. Küçümsenen dağ, en büyük hatayı yaptıran dağ olabilir.
Alçak rakımlı bir tepe de sis bastığında kaybettirebilir. Kısa bir rota da buzlanmayla ölümcül hale gelebilir. Yazın kolay görünen bir parkur, kışın bambaşka bir karakter gösterebilir. Küçük görülen coğrafya çoğu zaman büyük bir rehavet üretir. Bu yüzden dağa isim, yükseklik veya popülerlik üzerinden değil; o günkü şartlar, ekip durumu ve mevsim üzerinden bakmak gerekir. Dağın küçüğü yoktur; ihmal edilen dağ vardır.
8. Ekipmanın her zaman tam olacak
Eksik malzeme dağda sadece seni değil, tüm ekibi riske atar. Çünkü dağda bir kişinin açığı, çoğu zaman grup tarafından kapatılmak zorunda kalınır. Yedek eldiveni olmayan, suyu eksik olan, katmanı yetersiz olan, kafa lambası taşımayan, kramponu eksik olan ya da yağmurluğu bulunmayan kişi, sadece kendi konforunu değil grup emniyetini de bozar.
Ekipmanın tam olması; çok eşya taşımak değil, gerekli olanı eksiksiz taşımaktır. Faaliyetin niteliğine göre giyim, emniyet malzemesi, yön bulma ekipmanı, su, gıda, aydınlatma, iletişim araçları ve ilk yardım unsurları düşünülmelidir. Dağda “idare eder” anlayışı çoğu zaman aşağıda kurulan bir cümlenin yukarıda bozulmasıdır. Çünkü eksik ekipman, doğa şartları sertleştiğinde mazeret değil zafiyet olur.
9. Malzemeyi kullanmayı bilmeyen için o malzeme tehlikedir
Bir ip, bir kazma, bir krampon, bir GPS, bir ocak, bir baton ya da bir emniyet sistemi; ancak doğru kullanıldığında işe yarar. Aksi halde hayat kurtarması beklenen şey, hayatı tehlikeye atabilir. Malzemeyi taşımakla malzemeye hakim olmak aynı şey değildir.
Kramponu yanlış takan kişi düşebilir. Kazmayı nasıl durdurma aracı olarak kullanacağını bilmeyen, kayışta panikleyebilir. GPS’i açmasını bilmeyen biri cihazı sadece ağırlık olarak taşır. Katmanlı giyinmeyi bilmeyen biri iyi malzemeyle bile hipotermi yaşayabilir. Dağda ekipman bilgisi teorik değil, pratik olmalıdır. Bu nedenle her malzeme, kullanılmadan önce öğrenilmeli; mümkünse kontrollü eğitim ortamında denenmelidir.
10. Malzemenin kalitesi ve denkliği önemlidir
Bir ekipte kişilerin malzemeleri iyi olmalı ve malzeme denkliği gözetilmelidir. Çünkü ekip içinde çok büyük ekipman farkları, tempo, dayanıklılık ve güvenlik açısından sorun yaratır. Birinin kış botu varken diğerinin şehir ayakkabısıyla gelmesi; birinin teknik yağmurluğu varken diğerinin pamuklu montla gelmesi; birinin yeterli aydınlatması varken diğerinin telefon ışığına güvenmesi grup bütünlüğünü bozar.
Malzeme denkliği, herkesin aynı markayı kullanması anlamına gelmez. Faaliyetin gerektirdiği asgari standartta buluşmak anlamına gelir. Bu standart sağlanmadığında en hazırlıklı kişi bile en hazırlıksız kişinin açığını kapatmak zorunda kalır. Sonuçta ekip, en güçlü kişinin değil en zayıf hazırlığın hızında ve güvenliğinde hareket eder.
11. Zirve hırsı öldürür
Dağcılıkta en sinsi tehlikelerden biri zirve hırsıdır. Zirve bazen gözün önündedir ama oraya ulaşma isteği insanın muhakemesini bozar. “Bu kadar geldik, dönülmez”, “Az kaldı”, “Bir daha ne zaman geliriz”, “Herkes çıktı, ben de çıkarım” gibi cümleler dağ kazalarının psikolojik altyapısını oluşturur.
Oysa zirve, hırsla değil konsantrasyonla ulaşılacak bir hedeftir. Zirveye ulaşmak başarı olabilir; ama gerektiğinde zirveden vazgeçebilmek daha büyük bir olgunluktur. Çünkü zirve, çıkışın yarısıdır. Asıl mesele dönüştür. Yorulmuş, saati sarkmış, hava bozmuş, kar sertleşmiş, grup dağılmış, dikkat azalmışken zorla zirveye gitmek çoğu zaman inişi riske atar. Dağda “başarı” bazen zirve yapmak, bazen de doğru anda geri dönmektir.
12. Etkinlik ne kadar ticari ise zirve bazen o kadar tehlikeli hale gelir
Bu kural, her ticari organizasyon kötüdür demek değildir; ama ticarileşmenin güvenliği baskılayan yönlerine dikkat çekmek gerekir. Bir faaliyet, katılımcı memnuniyeti, reklam, prestij ya da ücret baskısıyla yönetilmeye başlandığında, kimi zaman geri dönüş kararı zorlaşabilir. Çünkü zirvenin kendisi, güvenlikten daha çok “ürün” haline gelir.
Bu durumda rehber ya da organizatör, objektif risk analizi yerine beklenti yönetmeye çalışabilir. Katılımcılar “parayı verdik, çıkacağız” psikolojisine girebilir. Havanın bozulması, ekibin zayıflaması veya zamanın sarkması gibi gerçek veriler ikinci plana atılabilir. Dağcılıkta para, planlama ve profesyonellik sağlayabilir; ama güvenliğin önüne geçtiği an tehlikeli hale gelir. Dağ hiçbir ticari beklentiye göre yumuşamaz.
13. Yazın çıkmadığın dağa kışın çıkma
Mevsim, aynı dağı bambaşka bir coğrafyaya dönüştürür. Yazın yürüyüş parkuru olan yer, kışın teknik dağcılık rotası haline gelebilir. Patika kaybolur, zemin sertleşir, çığ riski oluşur, yön duygusu bozulur, hava çok daha hızlı kapanır. Bu nedenle yaz şartlarında tanımadığın, deneyimlemediğin bir dağa kışın girmek ciddi bir risktir.
Bu kuralın özü şudur: Önce dağı tanı, sonra mevsimini zorla. Yazın görmediğin bir hattı kışın okumak çok daha zordur. Kış faaliyetleri daha fazla malzeme, daha fazla kondisyon, daha fazla teknik bilgi ve daha fazla risk yönetimi ister. Bu nedenle kışın gidilecek rota, yaz bilgisiyle, eğitimle ve deneyimle desteklenmelidir. Aksi halde aynı dağ, aynı dağ değildir.
14. Hava durumu sürekli izlenmelidir
Dağda hava, dekor değil belirleyici unsurdur. Hava durumu sadece faaliyetten önce bakılacak bir veri değildir; faaliyet boyunca gözlemlenmesi gereken canlı bir süreçtir. Rüzgarın yönü, bulutların hareketi, sıcaklık düşüşü, nem, görüş mesafesi, karın yapısı, yağışın karakteri ve ani basınç değişimleri dikkate alınmalıdır.
Anlık değişimler özellikle yüksek dağlarda, sırt geçişlerinde ve açık arazide çok hızlı sonuç doğurabilir. Güneşli başlayan bir gün, kısa sürede tipi, sis, yağmur, dolu veya fırtınaya dönebilir. Bu yüzden hava durumu yalnızca telefon uygulamasından değil, arazi gözleminden de okunmalıdır. Gökyüzünü izlemeyen, rüzgarı anlamayan, zemindeki değişimi fark etmeyen ekipler, çoğu zaman tehlikeyi geç fark eder. Dağda geç fark edilen tehlike, çoğu zaman geç alınan karar demektir.
15. Güvenlik, teknik bilgi ile ahlakın birleşimidir
Dağ kazalarını önlemek yalnızca teknik bilgiye sahip olmakla mümkün değildir. Aynı zamanda bir dağ ahlakı gerekir. Bu ahlak; kibirsiz olmayı, tedbirli olmayı, eksiğini bilmeyi, uyarıyı dinlemeyi, grup ruhuna sadık kalmayı, gerektiğinde vazgeçmeyi ve doğaya karşı saygılı olmayı içerir.
Çünkü birçok insan, malzeme eksikliğinden değil, zihinsel eksiklikten kaybeder. Kimi kendini fazla güçlü sanır, kimi lideri küçümser, kimi havayı hafife alır, kimi grubu önemsemez, kimi hatasını kabul etmez. Oysa dağda hayatta kalmanın dili, tevazudur. Dağ sana ne kadar tecrübeli olduğunu değil, ne kadar dikkatli olduğunu sorar.
16. Sonuç: Dağda en büyük başarı sağ salim dönmektir
Dağcılık, doğaya hükmetme işi değil; doğayla uyum içinde hareket etme sanatıdır. Burada en büyük kazanım, zirve fotoğrafı değil; dönüşte herkesin yüzünde güven duygusunun olmasıdır. Bu yüzden dağ kazalarını önlemek için altın kurallar, yalnızca yazılı ilkeler değil, yaşanması gereken disiplinlerdir.
Kimle gidersen onunla inmek, egolu liderden uzak durmak, lider kararına saygı duymak, grup disiplinini korumak, bölünmemek, GPS taşımak, dağı küçümsememek, ekipmanı eksiksiz hazırlamak, malzemeyi kullanmayı bilmek, malzeme denkliğine dikkat etmek, zirve hırsına yenilmemek, ticari baskılara kapılmamak, yazın tanımadığın dağı kışın zorlamamak ve havayı sürekli okumak… Bunların her biri, kazaları önleyen birer güvenlik halkasıdır.
Dağda hayatı koruyan şey çoğu zaman büyük kahramanlıklar değil, küçük ama doğru kararlardır. Çünkü dağda yanlış bir adım bazen saatlerce sürer, doğru bir vazgeçiş ise bir ömür kazandırır.
İsmail Kaymak
ADB Başkanı
